“Nil’den Tuna’ya” ifadesini rahmetli Haluk Dursun Hocanın “Nil’den Tuna’ya Osmanlı” eserinde duymuştum. Kitap, aralarında Macaristan’ın da bulunduğu, Osmanlının eskiden hüküm sürdüğü Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya Kosova, Arnavutluk, Suriye, Arabistan ve Mısır gibi ülkelerdeki Osmanlı izlerini ve hocamızın gözlemlerini konu alıyor.
Hoca kitabın ismini koyarken Nil ve Tuna’yı seçmesinin sebebini ise şöyle açıklamış “Nil Nehri alsın bizi Afrika’nın derinliklerine kadar götürsün, oradan Kuzey Afrika’ya getirip Akdeniz’de dinlendirsin diye. Karşısına Tuna’yı kondurdum. Avrupa’nın Alaman Dağları’ndan kopsun gelsin, bütün Balkanlar’ı geride bırakarak Karadeniz’e, oradan Boğaziçi yoluyla Akdeniz sularında Nil’le kavuşsun diye. “
Bende tıpkı hocamızın kitabının önsözünde belirttiği, bu işlerin masa başında kitap karıştırmakla olmayacağını anlaması gibi coğrafyaya dost olmanın sadece seyahatname okumak veya akşamları gezi vlogları izlemekle olmayacağını çok önce anlamıştım; ama gel gelelim her Türk genci gibi imkanlar elvermediğinden yurt içi gezileri ile yetiniyordum. Ta ki bu sene Eylül ayı itibari ile yeşil pasaporta kavuşana kadar.
Pasaportu bu sene alacağımız belli olduğundan geçen seneden beri gezmeyi istediğimiz yerlerin listesini çıkarıyor, bu sene başından beri de havayolu şirketlerinin kampanyalarını takip ediyorduk. Öyle ki 2023 yılı başında kurduğum blogda “Gezilerim” kategorisini de ayarlamış ve gezilerimi paylaşmayı o dönemden aklıma koymuştum. Hatta daha öncesinde yaptığım yurtiçi gezilerimle ilgili notlar almış fakat paylaşmamıştım. Dolayısıyla gezi başlığını Nil’den Tuna’ya olarak seçmemin sebebi Haluk hocamızdan aldığımız ilham ile sınırlı olmayıp, arka planında kurmuş olduğumuz hayallerin de payı var.
Çok şükür Eylül itibari ile vize sorununu halledince plana tam sadık kalamasak da çok da rotadan şaşmadan eşimle birlikte planladığımız geziyi yapmak nasip oldu. İlk gezi yazım olduğundan dolayı girizgah mecburen biraz uzun oldu. Gezi yazısında neler paylaşmam gerektiği konusunda da kararsız kaldım. Sonrasında kendi kendime Taha, sen Evliya Çelebi misin ? Ibn Battuta mısın ? yoksa Rotasız Seyyah mısın ? maksadın nedir gibisinden sorular sordum. Netice itibari ile nasip olursa ilerisi için aileme güzel anılar bırakabilmek ve merak eden eşe dosta yardımcı olabilmek adına yalnızca kendi planlarımızı ve internette tek tıklamayla bulunmayacağını düşündüğüm kısa notlarımı paylaşmaya karar verdim.
Geziye dönücek olursam ilk olarak Budapeşte tatilini 4 gün olarak ayarlayıp tamamını Budapeşte de geçirmeyi dönüşü ise Bratislava/Slovakya üzerinden ( uygun fiyatlı bilet oradan bulduğumuz için) yapmayı planlamıştık. Hata yapmışız. Bratislava’ya gidiş için harcadığımız enerji ve masraf Budapeşte dönüş bileti ile olan farktan fazla tuttu.
Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım
Havaalanından şehir merkezine ulaşımı doğrudan şehir merkezine giden otobüsler veya taksi/Uber gibi araçlarla sağlayabilirsiniz. Uber Havaalanından şehir merkezine yaklaşık olarak 30 euro kadar tutuyor.
Doğrudan giden otobüsler ise iki kısma ayrılıyor 100E ve 200E. 100E olan otobüs doğrudan şehir merkezine giderken 200E olandan şehir merkezine gitmek için için aktarma yapmanız gerekiyor. Biz bu yüzden 100E olanı tercih ettik yolculuk yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor.
Biletleri havaalanının hemen çıkışında bulunan otomatlardan kredi kartınız ile alabilirsiniz. Kullanımı çok basit ve İngilizce dil seçeneği de mevcut. Ayrıca aynı otomattan tatiliniz boyunca otobüs tramvay vb. toplu taşıma araçlarında geçerli (havaalanından şehir merkezine doğrudan giden 100E de geçerli değil) “travel card” alabilirsiniz. Bu kartlar 24 saatlik ve 72 saatlik şeklinde satılıyor. 24 saatlik olan 2.500 Huf, 72 saatlik olanın fiyatı 5.500 Huf (Türk lirasına çevirmek için bir sıfır atabilirsiniz)
Gezilecek Yerler
Budapeşte 1873 yılında Tuna nehrinin iki yakasına kurulmuş bulunan Buda ve Peşte şehirlerinin birleşiminden oluşuyor ( esasen Budapeşte kurulurken iki şehirden ayrı olarak ayrıca Óbuda kasabası da birleşime dahil edilmiş) Günümüzde şehrin nüfusu yaklaşık olarak 1.8. milyon.
Hem gitmeden okuduğum hem de gördüğümüz kadarı ile sosyal hayat Peşte’de daha canlıyken Buda tarafı daha sakin ekabir takımının yaşadığı bölge. İki yakayı birbirine bağlayan on tane köprü bulunmakta olup bunlardan en ünlüsü Zincir Köprü. Şehir çok büyük olmadığı ve gezilecek yerlerde birbirine yakın olduğundan gezilecek yerlerin çok büyük kısmına yürüyerek kalan kısmı ise 15-20 dakika sürecek yolculukla toplu ulaşım araçları ile gidebilirsiniz.
Şehir merkezine geldiniz ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız bizim çıkardığımız ve yaklaşık %80 uygulayabildiğimiz gezi planını uygulayabilirsinşz. Bunun için otelinizi kesinlikle şehir merkezinden tutmanızı tavsiye ederim. Şehre vardığınızda otele yerleşip gezmeye çıkana kadar vakit öğleden sonrasını bulduğu takdirde bizim yaptığımız gibi aşağıdaki rotadan başlayabilirsiniz.
1.Gün (Varış Günü)*
- Merkez Hali (Budapest Great Market Hall)
- Macar Ulusal Müzesi (Magyar Nemzeti Múzeum)
- Dohany Street Sinagog
- Street Food Caravan
- New York Cafe Budapest
* Sıralama yerlerin haritada birbirlerine olan uzaklıklarına göre yapılmış olup toplam yolculuk süresi yürüyerek 35 dakikadır.
1.Gün Notları
- Merkez Halin İçerisinde hem yerel satıcılar (meyve sebze et vb.) hem de hediyelik eşya satıcıları mevcut. Biz çok beğendiğimiz için ikinci gün tekrar gelip alışveriş yapmıştık. O yüzde oteliniz yakınsa (İBİS Centrum, Mercure ) ilk gün kesinlikle göz atmanızı tavsiye ederim. Hem pazarın içerisinde hem de karşısında bulunan Burger King’in yanında (sanırım burası daha fazla tercih ediliyor) döviz bozdurabileceğiniz ofisler mevcut.
- Street Food Caravan , sokak lezzetlerinin sunulduğu ufak bir sokak. İçerisinde yaklaşık 10 tane kadar satıcı var. Yemek konusunda İslami hassasiyetiniz varsa dikkatli olmak kaydıyla uygun fiyata karnınızı doyurabilirsiniz. Hoşunuza gitmezse hemen üst sokağında birden fazla dönerci ve pizzacı da mevcut. Yerel lezzetleri denemek için ideal mekan.
- New York Cafe Budapest’in, dünyanın en güzel cafeleri arasında yer aldığını okumuştuk. Cafe kültürümüz olmamasına rağmen gördüğümüzde de bunun abartılı bir iddia olmadığına ikna olduk. Dolmabahçe Sarayının görkemli salonlarda yemek yiyormuş hissine kapılıyorsunuz. Cafe, turistlerin uğrak mekanı ve popüler olduğundan gündüzleri önünde sürekli sıra oluyor. Biz aksam gittiğimiz için sıra beklemeden içeriye girebildik.
- Cafenin fiyatları şehre göre pahalı ama İstanbul’dan gelenler için fiyatların Kadıköy’de depodan bozma bakeryler ile aşağı yukarı aynı ayarda olduğunu söyleyebilirim. Menüye ( https://newyorkcafe.hu/en/cafe-menu/) bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
- Cafenin ilgi çekici bir tarihi de var. İlk olarak 1890 yılında ünlü bir mimar tarafından sigorta şirketi için tasarlanmış. 1900 lü yılların başında binanın alt katı New York Cafe üstü ise aynı adla otel olarak hizmet veriyormuş ve dönemin kültür sanat ve edebiyat çevrelerinin uğrak mekanı konumundaymış. Öyle ki bir efsaneye göre konukların ve konuşmaların kalitesinden dolayı cafenin kapanmasını istemeyen Palm Sokağı Çocuklarının yazarı Ferenc Molnár cafenin anahtarlarını Tuna nehrine atmış. Olayın gerçekliği bilinmemekle birlikte efsanenin popüler olması ile 2014 yılında cafe yönetimi 24 saat olmasa bile 120 yıl açık kalsın diye anahtarları gerçekten Tuna nehrine atmış
Bu rotayı yaptıktan sonra vakit kalırsa Unesco dünya mirası listesinde yer alan Andrássy Bulvarını gezebilirsiniz.
2.Gün (Sabah Turu)
- Aziz Stefan Bazilikası (Szent István-bazilika)
- Terör Evi Müzesi
- Kahramanlar Meydanı
- Vajdahunyad Kalesi
- Şehir Parkı (Városliget)
2. Gün (Sabah Notları)
- Aziz Stefan Bazalikası turistlerin uğrak mekanlarından olup mutlaka gidilmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Bizim gibi Hristiyan mabedleri (şapel, kilise, katedral, bazilika ) arasındaki farklı bilmeyenler şu yazıya göz atabilirler. (https://tr.cultura10.com/katedral-ve-bazilika-kilisesi-aras%c4%b1ndaki-farklar/) Teşbihte hata olmazsa bazilikalar sanırım bizdeki Ulucami ile Selatin Camileri arasında bir konuma denk geliyor.
- Bazilika ziyarete açık olup, ücretli. Ziyaret yerleri ibadethanenin olduğu bölüm, hazine dairesi ve teras olmak üzere üç kısma ayrılmış olup biletler de bu kapsamda sınıflandırılmış. Üç bölümü de görmek isterseniz 6.000 Huf (yaklaşık 600 lira) olan bileti almanız gerekiyor. Biz bütün bölümleri ziyaret edebileceğimiz bileti aldık. Tavsiyemiz de eğer amacınız günah çıkarmaktan ibaret değilse bu bilet türünü seçmeniz. Asansörle çıkılan teras kısmından şehrin Peşte tarafı panoramik olarak izleniyor.
- Terör Evi Müzesini ziyaret etme fırsatımız olmadı bir dahaki sefer için notlarımıza ekledik.
- Vajdahunyad Kalesi, Kahramanlar Meydanı ve City Park aynı bölgede yer alıyor. Bazilikadan bu bölgeye ulaşım otobüsle yaklaşık 15 – 20 dakika kadar sürüyor.
- Kahramanlar meydanı, Budapeşte ve hatta Macaristan’ın en önemli meydanlarındanmış. Meydanda iki yarım daire şeklinde sırasıyla Macaristan tarihindeki önemli şahsiyetlerin heykelleri var. Bu şahsiyetlerden en çok ilgimizi çeken Tökeli İmre (Imre Thököly) oldu. Tökeli İmre aslen macar olup babasının 1670 yılında Habsburg Devleti aleyhine oluşturulan ve Macaristan’ın Osmanlı himayesine girmesini amaçlayan ayaklanmada hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlıya sığınmak istemiş, Osmanlı ordusu adına isyan bastırmak dahil fırtınalı geçen yaşamının sonunda hayatının son demlerini İstanbul ve Kocaeli Kartepe’de geçirmiş ve 1705 yılında Kartepe de vefat etmiş. Bugün Kartepe’de kendisi ve eşi adına anıt mezar bulunmakta olup ölümünün 300. Yıldönümünde ismi de İzmit’te bir sokağa verilmiş.
- Vajdahunyad kalesini ilk gördüğümde biraz izlediğim filmler biraz da Osmanlının hüküm sürdüğü topraklar olması nedeniyle atalarımızın kaleye at üstünde hücumunu falan hayal etmiştim. Fakat yapım tarihinin 1896 olduğunu öğrenince ufak bir hayal kırıklığı yaşadım. Kale Macar devletinin 1000. kuruluş yıldönümü için yapılmış. Öyle ki İlk yapıldığında ahşap ve kartondan yapılmış fakat çok beğenildiği için sonrasında yeniden tasarlanarak bugünkü halini almış.
- Bu bölge ile ilgili söylemek istediğim vakit varsa daha fazla zaman geçirilebilir. Aynı bölgede biz bu seferlik fırsat bulamasak da turistlerin uğrak mekanı olan çok ünlü hamamların olduğunu da öğrendik.
2.Gün (Öğleden Sonra)
Güne erken başlayıp öğleden sonra 2:30 – 3:00 gibi sabah turunu bitirebilirseniz tavsiyemiz artık çok daha güzel fotoğraflar çekebileceğiniz Tuna nehri kıyısı ile şehrin Buda tarafına geçmeniz. Şehrin bu kısmı için aşağıdaki rotayı izleyebilirsiniz.
- Macaristan Parlamento Binası (Peşte)*
- Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar (Peşte)
- Zincir Köprü
- Gül baba Türbesi
- Matthias Kilisesi
- Balıkçı Tabyası
- Buda Kalesi
- Gillert Tepesi
* listede 1 ile 3. Sıra arasındaki mesafe yürüyerek yaklaşık 25 Dakika sonrasında köprü üzerinden şehrin Buda tarafına geçiyorsunuz.
- Gün Öğleden Sonrası İçin Notlar
- Parlamento Binası hayatımda gördüğüm en muhteşem ve ihtişamlı yapılardan bir tanesi ve aynı zamanda Macaristan’ında sembol yapılarından. Şehrin Peşte tarafında kalıyor. Bilet ve ziyaret bilgileri için (https://www.parlament.hu) ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca bu yapının en güzel fotoğraflarının balıkçı tabyası bölgesinden çekildiğini duyduk. Kesinlikle gidilmesi gereken yerler arasında birinci sırada. Programın bu kısmını öğleden sonraya bırakmamızın sebebi Budapeşte aynı zamanda gece ışıklandırmaları ile de ünlü olduğundan bu bölgeden başta parlamento binası olmak üzere çeşitli mekanlarının fotoğraflarını çekmekti.
- Parlamento Binası ile ilgili okuduğum ilginç şeylerden bir tanesi bizde kullanılan “bu halıyı dokuyan usta kör oldu” repliği burada gerçek olmuş. Binanın mimarı, yapım esnasında kör olmuş ve yapının son halini görememiş. Yine yapıyı Macarların Orta Asya’dan gelişlerinin 1000. yılı olan 1896 yılında tamamlamayı planlamışlar fakat gerçek birer Türk olduklarından o yıla yetiştirememişler.
- Zincir köprü Budapeşte’nin sembol yapılarından olup tarihsel olarak Buda ile Peşte yakalarını birbirine bağlayan ilk köprü. Öncesinde iki yaka arasındaki bağlantı ancak nehir buz tuttuğunda veya mobil köprüler vasıtasıyla birbirine bağlanıyormuş. Köprünün uzunluğu 375 metre (Galata köprüsünün uzunluğu 490 metre ). Köprü ile ilgili çeşitli efsaneler var. Efsanenin birinde, köprünün mimarı köprünün hatasız olması ile övünürken küçük bir çocuk köprü başında bulunan aslan heykellerinin dilinin olmadığını söyleyince kendini köprüden atmış ki o mesafeden atlamak çok da marifet sayılmaz doğal olarak mimara da bir şey olmamış.
- Zincir köprüden karşıya geçtikten sonra tramvay ile 10 dakikalık yolculuk ve sonrasında yaklaşık 10 dakika da yürüyüş yaparak Gül Baba Türbesine vardık. Türbe aksam altıda kapanması gerekirken 5.30 da kapanmıştı. Bu yüzden ancak bahçesinde gezebildik. Gül babanın hayatı hakkında çeşitli rivayetler olmakla birlikte Macar halkı tarafından sevilen ve saygı duyulan biri olduğu kesin. Türbe, Türkiye’nin de yardımı ile 2018 yılında restore edilmiş, bu nedenle Türkçe yönlendirme tabelaları da mevcut. Gül Babanın hayatını merak edenler ( https://www.turkmacar.org.tr/?s=g%C3%BCl+baba) adresini ziyaret edebilirler.
- Gül Baba Türbesinden sonra yaklaşık 10 dakikalık tramvay yolculuğu ve sonrasında 15 dakikalık yürüyüşle Buda Kalesi bölgesine geldik. Bölge içerisinde turistlerin uğrak mekanlarından olan Balıkçı Tabyası ile Matthias Kilisesi de yer alıyor. Kilisenin bizim için önemi 1526 Mohaç Meydan muharebesinden sonra Osmanlı tarafından camiye çevrilerek ilk Cuma namazının Kanuni Sultan Süleyman tarafından kıldırılmış olmasından kaynaklanıyor.
- Balıkçı Tabyası şehrin panaromik manzarasını görebileceğiniz, parlamento binası başta olmak üzere muhteşem fotoğraflar çekebileceğiniz bir yapı. Yapının tarihini merak edenler (https://fishermansbastion.com/history) adresini ziyaret edebilirler.
Budepeşte hakkında yazılacak çok şey olmakla birlikte yazıyı daha fazla uzatmamak adına toparlamak istiyorum. Bu gezimizde sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar gezmeye çalışsak da doğal olarak vakit sıkıntısından dolayı içimizde ukde kalan şeyler (gündüz üstü açık otobüs ile şehir turu, akşam Tuna nehrinde feribot turu ile Budapeşte’nin ünlü hamamlarını ziyaret gibi) oldu. Esasında bizim bu söylediklerimizi yapacak vaktimiz olmakla birlikte sonradan planımıza Parndorf Outlet (Viyana) eklediğimiz için erken ayrılmak zorunda kaldık.
Peki Parndorf Outleti nereden çıktı ve tavsiye eder miyiz ?
Parndorf Outlet ismini ilk defa çok sevdiğimiz bir ustadımızdan duymuş kendisinin özellikle eşime tavsiye edip bana da götürmem için sıkı sıkıya tembihlemesiyle rotamıza dahil etmiştik. Ama şöyle ufak bir sıkıntımız oldu. Ustad, Budapeşte Viyana gezisini özel araçla yapmışken biz araçsız geldiğimiz ve tren bileti de bulamadığımız için iki günlük gezinin ardından otobüsle yaklaşık 195 km daha yolculuk yapıp Viyana Parndorf kasabasında bulunan Outlete ulaştık.
Bu vesile ile hayatımızda ilk defa bu kadar büyük bir outlet görmüş olduk. Öğrendiğimize göre outlet, çevre ülkelerde yaşayanların ve Viyana’ya gelen turistlerin çokça ilgi gösterdiği bir yermiş. Sanırım alışveriş merkezi üç ayrı outletten oluşuyor ( Parndorf Fashion Outlet, Designer Outlet Parndorf, Pado – Shopping Galerien Parndorf ) Açık hava alışveriş merkezi şeklinde dizayn edilmiş alışveriş merkezlerinde dünyaca ünlü markaların outlet mağazalarını bulunuyor. Fiyatları görünce ustadımıza saygımız bir kez daha artmış olmakla birlikte kıyasladığımızda dışarıya göre makul olduğunu da söyleyebilirim. Sanırım buraya en az bir tam gün ayırmak gerekiyor. Geceyi Outletin hemen yanında bulunan İBİS otelde geçirdikten sonra ertesi gün Bratislava/Slovakya üzerinden dönüşe geçtik.
Sonuç olarak bizim için unutulmaz anılar biriktirdiğimiz, heyecanlı, yirmili yaşların başında kurduğum hayalleri gerçekleştirme fırsatı bulduğum bir tatil oldu. Olumsuz tek anımız ise Parndorfta, Uber üzerinden çağırdığımız Sedat adında Adapazarlı Türk taksiciden yediğimiz küçük bir kazık oldu ki oda çok önemli değil bu sayede hem Viyana’da hem de Bratislava da yeni dostlar edindik.
