KUZEY İTALYA GEZİSİ (MİLANO)

Yazar Taha ÇAKIR

Vize problemini sonbaharda çözmemizin ardından ikinci yurt dışı gezimiz için tercihimiz bu dönemde mevsim şartlarının Avrupa’nın diğer bölgelerine nazaran daha uygun olduğunu düşündüğümüz İtalya oldu. Fakat İtalya’nın turistik destinasyon açısından çok geniş bölgeye yayılması ve süre sıkıntısı nedeniyle rotamızı Kuzey İtalya içerisinde kalan Milano, Venedik, Floransa ve Bologna şehirleri ile sınırlı tutmak durumunda kaldık.

Gezi için araştırma yaparken birbirine çok yakın şehirlerin farklı bölgeler içerisinde yer aldığını görünce kafa karışıklığı oluştu. Bizimle aynı durumda olanlar için çok kısaca bilgi vermek gerekirse bugün İtalya dediğimiz bölgede Roma İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından kurulan küçük şehir devletleri, tarihsel süreç içerisinde çeşitli işgallere uğrasalar da varlıklarını yüzyıllar boyunca devam ettirmişler. İtalya, siyasi birliğini “Risorgimento” olarak anılan siyasi ve sosyal birleşme süreci ile ancak 1861 yılında İtalya Krallığının kurulması ile sağlayabilmiş. Fakat her ne kadar siyasi birlik sağlansa da ülkenin kuzeyi ile güneyi arasında gelişmişlik farkı kapatılamamış. Dolayısıyla İtalya tarihini ele alan kitaplarda da kuzey ve güney İtalya kavramları sık sık kullanılıyor konu hakkında Christopher Duggan’ın “Kısa İtalya Tarihi “ okunabilir. Ülke günümüzde yirmi farklı bölgeden oluşuyor. Bizim gezimizde başlangıç noktamız olan Milano Lombardiya bölgesinin, 2. Durağımız olan Venedik Venito bölgesinin, 3. Durağımız olan Floransa Toskana bölgesinin, son durağımız olan Bologna’da Emilia-Romagna bölgesinin başkenti olarak kabul ediliyor.

Milano hakkında yaptığım kısa araştırmada seyahat amacına bağlı olarak turistik gezi için iki gün ayrılmasının yeterli olacağını hatta iyi planlama yapılırsa bir günde de belirli yerlerin gezilebileceğini öğrendik. Biz de kış mevsimi olması hasebiyle Como gölü gibi şehir dışındaki konumlara gitmeye gerek olmadığına karar vererek gidiş günü dahil iki gün ayırmaya karar verdik.

Milano’ya uçak biletlerini havayollarının dönemsel düzenlediği bilet kampanyasından kişi başı gidiş dönüş ortalama 2.300 TL gibi rakama satın aldık. Milano’da birden fazla havaalanı bulunsa da Ajet ve Pegasus Bergoma havaalanını kullanıyor. Havaalanı küçük ve  şehir merkezine yaklaşık bir saat mesafede. Çıkışta kişi başı 12 Euro’ya şehir merkezine doğrudan ulaşım sağlayan otobüsler mevcut. Otobüs şehir merkezinde Mussolini tarafından rejimin gücünü yansıtması için yaptırılan gösterişli merkez tren istasyonun dibinde bırakıyor.

Bu noktada belirtmekte fayda var, Milano’da hem merkez tren istasyonu hem de turistik açıdan gezilecek yerler haritada daire şeklindeki bölge içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla oteli bu bölge içerisinde tuttuğunuz takdirde sınırlı olan vaktinizi daha verimli kullanma (valiz bırakma, gün içerisinde dinlenmek için otele uğrama vb. ) imkanınız olabilir. Biz otel tutma konusunda geç kaldığımız için merkez bölgenin dışında metro ile yaklaşık 20-25 dakika mesafede ama metro durağının çok yakınında yer alan Hotel Degli Arcimboldi’de kaldık.

Haritada numaralandırılmış yerler turistlerin uğrak noktaları olup isimlerine de tablo olarak aşağıda yer verdim.

SıraTuristik Mekanlar
1Duomo di Milano
2Galleria Vittorio Emanuele II
3Starbucks Reserve Roastery
4Luini
5Santa Maria delle Grazie
6Sforzesco Şatosu
7Sempione Parkı
8Bosco Verticale
9Corso Como
10Via Monte Napoleone
11Naviglio Grande

Gezilecek yerlerin neredeyse tamamı yürüme mesafesi içerisinde olduğundan gezi güzergahınızı kaldığınız otele göre düzenleyebilirsiniz. Biz ilk gün doğrudan merkez tren istasyonuna geldiğimiz ve otel giriş saati gelmediği için valizlerimizi merkez istasyonda bulunan emanete teslim ederek (Fiyatlandırma, bavul başına dört saate kadar altı Euro sonraki her saat için bir Euro.) doğrudan Duomo meydanına giderek gezmeye başladık. İkinci gün ise otelin konumu nedeniyle sırasıyla 8-9-7-6 ve diğerleri şeklinde yürüyüş güzergahı izledik.

İlk gün merkez tren istasyonu önündeki metro girişinden toplu ulaşım için 24 saat geçerli günlük bilet aldıktan  (7,60 Euro) sonra M3 metro hattını kullanarak beş dakika süren yolculuğun (üç durak) ardından Duomo İstasyonuna vardık ve tam olarak Duomo meydanının ortasına çıktık. Sonrasında meydana 250 metre mesafede olan ve panzerotti başta olmak üzere çeşitli hamur işlerinin satıldığı popüler bir mekan olan Luini’ye gittik. Panzerottilerimizi alarak yaptığımız ufak bir kahvaltı sonrası da birbirlerine çok yakın olan turistik yerleri gezdik. Akşam’da yine meydana yakın bir pizzacıda  yemeğimizi yedikten sonra M3 ve M5 metro hatlarını kullanarak yaklaşık 25 dakika süren yolcukla otelimize vardık.

Milano’da gezilmesi tavsiye edilen yerlerle ilgili aldığımız küçük notları da aşağıda paylaşıyorum.

Duomo di Milano: Haritada bir numaralı yer. Şehrin simge yapılarından olan ve Avrupa’nın dördündü büyük bazilikası olan yapı Duomo meydanında yer alıyor. Bazilikanın yapımına 1386 yılında başlanmış ve tamamlanması yaklaşık 500 yıl sürmüş. İnşaatın bu kadar uzun sürmesinden dolayı yapı ile ilgili çok fazla ilginç bilgi var merak edenler için ( https://www.sanatlaart.com/mimari-inceleme-duomo-milano/).

Benim en çok dikkatimi çeken 1762 yılında Katedralin tepesine 108,5 metreye yerleştirilen altından yapılmış Modaninna heykeli oldu. Geleneklere göre Milano’da hiçbir binanın heykelin yüksekliğini geçmemesi gerekiyormuş. Tabi günümüzde bu yüksekliği geçen farklı yapılar (127,1 m. Pirelli Binası, 161 m Palazzo Lombardia,  209 m Allianz Kulesi ) inşa edildiğinden heykelin küçük kopyaları bu yapıların en üstüne konmuş ki böylece hala heykelden daha yüksek yapı bulunmasın. Yine heykel altından olduğu için çeşitli soygun girişimlerine maruz kaldığı yönünde de şehir efsaneleri mevcut.

Ziyaret etmeden önce bu adresten biletleri almanızı tavsiye ediyoruz. (https://ticket.duomomilano.it/en/categoria/biglietti/) Biz terasa asansör yerine merdiven kullanılarak çıkılan bilet türünü tercih ettik ve pişman olmadık. Ayrıca bileti Milano’da gün batımını izlemek için gün batımına doğru almanızı tavsiye ediyoruz. Biz 15.30 için almıştık ve gün batımını izleyebilmek için bir saat kadar terasta oturarak turistlerin hareketlerini izledik. Manzaranın beklentimizi karşıladığını söyleyebilirim

Galleria Vittorio Emanuele II: Haritada iki numaralı yer. İtalya’nın en eski alışveriş merkezi olarak bilinen çarşı, Duomo’nun dibinde yer alıyor. Çarşı ismini İtalya’da siyasi birliği sağlayan ilk İtalya Kralı Vittorio Emanuele II dan alıyormuş. Giuseppe Mengoni tarafından 1861 yılında yukarıdan bakıldığında haç şeklinde tasarlanan çarşının inşaatı 1877 yılında tamamlanmış fakat mimar resmi açılıştan bir gün önce ölü bulunmuş.

Yapı ilk tamamlandığında aydınlatması gaz ile çalışan armatürler tarafından sağlanırken 1883 yılında Milano’da Avrupa’nın ilk hidroelektrik santrali açılarak başta çarşı ve opera binası olmak üzere çevredeki sokaklar elektrikle aydınlatılmaya başlanmış.( yeni kurulan krallığın kısa sürede oraya elektrik getirebilmesi ilginç geldi)

Günümüzde daha çok dünyaca ünlü markaların mağazalarının yer aldığı çarşı her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret ediliyor.  Hal böyle olunca da çarşı içerisindeki dükkanlar açık artırma usulü ile astronomik rakamlara kiralanıyormuş. Örneğin Dior yıllık kira bedeli olarak beş milyon Euro öderken şimdiye kadar en yüksek kirayı yıllık 9 milyon Euro ile Prada vermiş.

Çarşı içerisindeki mağazalardan alışveriş yapmanız zor olsa da kuruluş tarihleri çarşının yapıldığı yıllara kadar giden restoran ve cafeler de yemek yiyebilirsiniz. Biz akşam yemeği içim Motta (1928) pizza yedik ve yanındaki cafesinden de tatlı baktık fakat vitrinde yer alan on çeşit tatlıdan altı tanesinin alkol içerdiğini öğrenince vazgeçtik. Yine yorumlardan okuduğum kadarı ile kuruluşu 1867 yılına kadar giden Savini’ de yemek veya dondurma yemek iyi bir seçenek olabilir.

Starbucks Reserve Roastery: Haritada üç numaralı yer. Mekan  alışageldiğimiz Starbucks şubelerinden farklı. Bu tarz özel şubelerin sayısı Seattle, Chicago, New york, Shanghai, Tokyo ve Milano olmak üzere altı yer ile sınırlıymış. 2018 yılında Milano’da eski postane binası dekore edilerek düzenlenen mekan son derece şık ve ferah bir atmosfere sahip. İçerisinde farklı tür kahve seçeneklerini deneyimleyebileceğiniz gibi tatlı ve kahvenizi alarak kahvenin adım adım nasıl yapıldığını izleyebileceğiniz büyük bir üretim hattı da yer alıyor. Tabi ki biz herhangi bir alışveriş yapmadan çıktık fakat kahve seviyorsanız kesinlikle görülmesini tavsiye ediyoruz.

Santa Maria delle Grazie: Haritada beş numaralı yer. Kilisenin turistik açıdan önemi Leonardo da Vinci ve Son Akşam Yemeği freskinden kaynaklanmakta olup freski görmek için önceden bilet almanız gerekiyor.

Via Monte Napoleone : Haritada on numaralı yer. Dünyaca ünlü lüks markaların bulunduğu Nişantaşı benzeri bir cadde. Sanırım zaman zaman basından duyduğumuz Milano’ya alışverişe giden zenginlerin alışveriş yaptığı muhit. Ben Milano’ya gelene kadar Prada, Gucci vb. markaların çok lüks olduklarını bilmekle birlikte sanırım Eminönü ’de seyyar satıcılardan esnafa kadar herkesin Prada giymesinden kaynaklı markaların büyüklüğünü anlayamamışım. Burada gördüğüm kadarı ile bu tarz mağazaların çalışanları da müşterileri de ayrı bir dünyadaymış gibi takılıyor.

Cova Montenapoleone: Konum olarak Haritada on numaralı işaretli caddede yer alan ünlü bir pastahane. Tatlı konusunda kendime güvenim tam olduğundan rahatlıkla söyleyebilirim ki güzel olmakla birlikte daha iyilerini yedim.

Bosco Verticale: Haritada sekiz numaralı yer. İsola Metro istasyonuna 3 dakika yürüme mesafesinde olan ve mimari açıdan ünlü iki kuleye fotoğraflarını çekerek mimarlık öğrencisi yeğenime anlatmak için geldik. Dikey orman şeklinde tasarlanmış kulelerde toplam 800 ağaç, 4.500 çalı, ve 15.000’den fazla bitki bulunuyormuş ve bunlar 20.000 metrekarelik bir orman alanına eşdeğer oksijen üretip karbon salınımını azaltıyormuş. Ataşehir’de çirkin kule yığınları arasında çalışanlar olarak her ne kadar ilk gördüğümüzde çok etkilenmesekte özelliklerini öğrenince gıpta ettik.

Kulelerin bulunduğu bölgeye beş dakika yürüme mesafesinde olan bir avm de yemeğimizi yedikten sonra butik cafe ve dükkanlarla çevrili caddelerden yürüyerek yaklaşık 45 dakika da Duomo meydanına vardık.

Naviglio Grande: Haritada on bir numaralı yer. Bölgeye Duomo meydanından tramvayla yaklaşık 20 dakika süren yolculukla gelinebiliyor. Tarihsel olarak İtalya’nın en eski kanallarından olan bölge günümüzde daha çok kanalın etrafında ki cafeler ile turistik merkez görünümünde.

Biz akşamüstü bölgeye vardığımızda normalde sosyal hayatın canlı olduğunu duyduğumuz kanal boyundaki cafeler mevsim şartlarından dolayı oldukça tenhaydı. Kısa bir tur attıktan sonra Milano gezimizi noktalayarak otelimize döndük ve ertesi sabah flixbus ile dört saat süren yolculukla Venedik’e vardık.

Son olarak gitmeden yaptığımız araştırmada Milano’nun dünyanın önde gelen turistik şehirlerinden olması nedeniyle birbirine benzer çok fazla tavsiye gördük. Fakat okuduğum birkaç kitaptan anladığım kadarı ile Milano heykellerin ve katedrallerin ötesinde bir tarih de barındırıyor. Örneğin ülkemizde fikirlerini beğenmediğimiz birini yerli yersiz faşist olarak suçlamak çok sık rastlanan davranış olmakla birlikte faşizmin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı konusunda çok da bir bilgimiz yoktur. Bu gezi vesilesi ile araştırma yaparken faşizm tarihi açısından Milano’nun çok önemli yeri olduğunu ilk faşist örgütün 1910’lu yılların sonunda Mussolini tarafında Milano’da kurulduğunu ve şehrin bu konuda hafızasının da son derece güçlü olduğunu öğrendim.

You may also like

Yorum Bırakın