KUZEY İTALYA GEZİSİ (VENEDİK)

Yazar Taha ÇAKIR

“Dünya’da Venedik ile ilgili okuduğunuz hiçbir şey şehirdeki muhteşem ve etkileyici gerçeğe eşdeğer değil.” Charles Dickens

“Venedik, insanın hem zamanla hem de mekânla yapabileceği en güzel oyundur.” Thomas Mann

Kuzey İtalya gezimizin ikinci durağı olan Venedik’in güzelliğini yazıya dökmek mümkün olmasa da zaman ve mekanla yapılabilecek oyun hakkında ipuçları vermek mümkün olabilir. Bende iki gün geçirdiğimiz Venedik’le ilgili biraz kafama takılıp araştırdıklarımdan biraz da kendi deneyimimizden hareketle yazmak istiyorum.

İlk olarak Venedik’e nasıl gidilir sorusunu cevaplamak gerekiyor. Çünkü şehir Adriyatik denizinde lagün içerisinde irili ufaklı 170 kanal ve 400 köprü ile birbirine bağlı 118 adanın birleşmesinden oluşsa da mevcut durum biraz farklı. Günümüzde şehir hem ana kara (Mestre ve çevresi) hem de lagün üzerindeki adalar (tarihi Venedik) olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Şehrin tarihi yerleşim alanı olan adalar bölgesi ile anakara arasındaki kara ve demiryolu bağlantısı Ponte della Libertà köprüsü vasıtası ile sağlanıyor. Şehrin tadını doyasıya çıkarabilmek için tavsiyemiz Venedik gezisinin tarihi Venedik (adalar bölgesi) kısmında konaklamalı olarak planlanması.

İnternette Venedik ile ilgili arama yapınca karşımıza çıkan ilk bilgiler şehrin bataklıklar üzerine adalar topluluğu şeklinde olduğu yönündeydi. Peki ama şehrin, anakaraya  değil de ulaşım imkanlarının çok kısıtlı olduğu (adaları, anakaraya bağlayan Ponte della Libertà köprüsü 1933 yılında açılmış ) bataklık olan adalar bölgesine kurulmasının sebebi neydi ?

Roma İmparatorluğunun dağılmasının ardından İtalya siyasi birliğini ancak 1861 yılında sağlayabilmiş ve o döneme kadar yüzyıllar boyunca irili ufaklı şehir devletleri hüküm sürmüş. Venedik de merkezi otoritenin ortadan kalktığı Roma İmparatorluğunun çöküşü sürecinde, Hunlar, Vizigotlar ve Lombardlar gibi kavimlerin saldırılarına karşı anakara ile fiziksel bağlantısı olmadığı için doğal savunma alanı imkanı verdiğinden dolayı adalar bölgesine kurulmuş. Dolayısı ile şehrin kuruluşunda atalarımızın da katkısının olduğunu söylemek abartı olmaz. Netice de biz Türkiyeli değil Türk’üz.

Aklıma takılan ikinci soru Venedik şehrini diğer şehirlerden farklı kılan, günübirlik ziyaretçilerde hesaba katıldığında yılda 30 milyon turisti (İstanbul’a gelen yıllık turist sayısı 17 milyon ) bu şehre çeken tek şey şehrin adalar üzerine kurulmuş olması mıdır ?

Bizce şehrin adalardan ve kanallardan oluşması şehri farklı kılmakla birlikte esasen şehri muhteşem kılan şehrin her noktasında hissedebileceğiniz Venedik Cumhuriyetinin mirası. Venedik Cumhuriyeti yaklaşık 1100 yıl boyunca (697-1797) varlığını sürdürmüş, özellikle denizcilik alanındaki gücü sayesinde Akdeniz deniz ticaretine uzun dönem hakim olmuş  son derece zengin bir devletmiş. Tabi Venedik Cumhuriyeti, bugünkü tarihi Venedik bölgesinde ibaret olmayıp aralarında Girit, Kıbrıs gibi büyük adalarında olduğu çoğunluğu birbirlerine bir günlük deniz yolculuğu mesafesinde bulunan ve savunmaya olanak veren şehirlerden oluşmaktaymış.

Öyle ki Venedik Cumhuriyeti zirve dönemini yaşadığı 14 ve 16 yy arasında Akdeniz ticareti konusunda Osmanlı İmparatorluğu ile uzun süren mücadelelere girmiş ve hatta 1648 yılında Venedik Filosu Çanakkale Boğazını kapatarak İstanbul’da endişeye sebep olmuş. Dolayısıyla Venedik’in  mirasının ihtişamının sıradan bir şehir devletinin çok ötesinde köklü ve zengin bir Cumhuriyet başkentlik yapmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Son olarak Venedik’in zengin tarihi mirasının arkasında İstanbul’un etkisinden de bahsetmek gerekir. Venedikliler denizcilikte uzmanlaştıkları için haçlılar 4. Haçlı seferinde haçlı ordularını taşıyacak gemileri Venedik’e yaptırmışlar. Fakat gemiler için ödeme yapamayınca Venedikliler ile antlaşma yapmışlar. Günün sonunda İstanbul’u ele geçiren haçlı ordusu ve Venedikliler umdukları parayı bulamayınca toplayamayınca üç gün boyunca şehri yağmalamışlar. Tarihçi Villehardouin dünya kurulduğundan beri hiçbir şehirde bu kadar ganimetin toplanmadığını ifade etmiş. Venedikliler bu yağma sırasında İstanbul’un çok önemli zenginliklerini Venedik’e kaçırmışlar. San Marco bazilikasını süsleyen Tetrark Heykeli ile bazilikayı süsleyen at heykeleri de İstanbul’dan kaçırılan eserler arasındaymış.

Aklıma takılan üçüncü soru bu evler nasıl inşa edilmişler, çamurluk üzerine inşa edildilerse batma riskleri yok mu veya sokakların kanallardan oluştuğu düşünüldüğünde su baskınları olmuyor mu ?

Konuyla alakalı TRT Belgesel de yayınlanan bir belgeseli izleyip ardından internetten kısa bir araştırma yapınca da kafamdaki sorulara cevap buldum. Özetle evler gerçekten bataklıklar üzerine inşa edilmişler ve batmayı engellemek için temelde ahşaptan yapılmış kazıkları kullanmışlar. Bu kazıkların sayısı tahmini 10 milyonu geçiyormuş. Buna rağmen şehir yılda bir iki milimetre kadar batıyormuş.

Ayrıca şehir konumu ve yapısı itibari ile sürekli olarak su baskını tehdidi altındaymış. Yaşanan çok sayıda baskının şehre verdiği zararlar milyar dolarları bulmuş. Su baskını tehtidinin sürekli olması nedeniyle 2003 yılında inşaasına başlanan MOSE adında proje geliştirilmiş. 5.5. Milyar avro harcanan proje ile lagünün ağzına, gerektiğinde devreye girerek su baskınlarından koruyacak bariyer sistemi inşa edilmiş. Projenin tam anlamıyla 2025 yılında devre girmesi beklenirken şimdiye kadar yapılan denemeler başarılı olmuş.

Venedik’in yapıları ve MOSE projesi hakkında TRT’nin yayınladığı güzel bir belgesel bulunmaktadır. (https://www.youtube.com/watch?v=SqlZ_2LKlXQ)

Venedik gezisi nasıl planlanabilir ?

 Yazının başında belirttiğim gibi birinci tavsiyemiz Venedik gezisinin tarihi bölgede (adalar bölgesi) konaklamalı olarak planlanması yönünde. Biz Şehrin “Castello” bölgesinde yer alan Hotel Sant’Antonin de kaldık. Otel oldukça temiz çalışanları da son derece kibar ve yardımseverlerdi. Ayrıca otel misafirleri için ücretsiz valiz muhafaza hizmeti de sunuyor.  Konaklama ile ilgili değinmem gereken son husus fareler ile ilgili. Otele giriş esnasında görevli klozetin kapağını kapalı tutmamızın önemli olduğunu o kadar samimi söyledi ki içimize kuşku düştü. Ekşi sözlükte de kedi büyüklüğünde farelerden bahsedildiğini görünce içimiz ürperse de çok şükür olumsuz bir şey yaşamadık.

Venedik’te gezilecek yerler ile ilgili harita üzerinde yaptığım işaretlemeler ve aldığım kısa notların bir kısmına aşağıda yer versem de şehrin tadını çıkarabilmek için elde pusula izci gibi dolanmaya gerek yok. Yeterli vaktiniz varsa (bizce iki gün ideal olabilir) sabahın erken saatlerinden itibaren kendinizi şehrin dar ve çoğu zaman çıkmaz ( kanallara çıkan) sokaklarına attığınızda bir süre sonra gitmeniz gereken çoğu yere gittiğinizi fark edeceksiniz. Tabi bunun için günlük vaporetto (şehir içi ulaşımı sağlayan küçük tekneler ) bileti almanızda şart. Zira biz çoğu zaman karşıya geçiş için köprü bulamadığımız için hem büyük kanalın hem de şehrin çevresinde çok sayıda durağı bulunan vaporettoları kullandık. Bu nedenle ikinci tavsiyemiz nereye çıkacağı kestirilemeyen sokaklarda haritadan güzergah çizmek yerine ana bir nokta belirleyip (örneğin Rialto köprüsü ) sonrasında sokakların keyfini çıkarmaya çalışın zaten bir şekilde hedefe varırsınız. Gezerken dikkatimizi çeken ilginç şeylerden biri de evlerin kapı numarası oldu. Venedik’te kapı numaraları sokaklara göre değil mahallelere göre sıralanmış yani 3299 diye kapı numarası görebilirsiniz.

Üçüncü tavsiyemiz eğer adalar üzerinde kurulu bu şehir işlerin nasıl yürüdüğünü merak ediyorsanız sabahın erken saatlerinde özellikle büyük kanal ve çevresinde geziye çıkmanız. Biz daha erken başlamayı niyetlensek de ancak 8:30 gibi otelden çıkabildik. Bu sayede çöp toplayan çöpçü teknelerini, ara sokaklarda bulunan kanallardan marketlere ürün taşıyan tekneleri, büyük kanal etrafındaki restoranlara meyve ve sebze taşıyan tekneleri izleme fırsatımız oldu. Şehrin hemen hemen lojistik ağının tamamının tekneler üzerine kurulu olması ve bu teknelerin sokak aralarında dolaşmasını izlemek son derece ilginçti. Ayrıca şehirde yalnızca lojistik ağının değil sağlık ve güvenlik hizmetleri dahil hemen her şeyin deniz taşıtları ile sağlandığını da belirtmek gerek. Sabah turu ile ilgili son olarak erken saatlerde sokak aralarında gezerken büyük kanalın çevresindeki son derece lüks ve turistik restoranların sevkiyatlar nedeniyle kapıları açık olan depolarını görme fırsatımız oldu. Manzaranın fare hikayelerinden sonra pek iç açıcı olmadığını söylemek gerekir.

Ayrıca biz turizmin en yoğun olduğu dönemlerde değil de Kasım sonu  gittiğimiz için şehir sakin olup gönlümüzce gezebildik. Fakat okuduğum kadarı ile turizm mevsiminde, şehrin yapısı turist akınını kaldırmadığından, keyfini çıkaracağınız dar sokaklar ve küçük mekanlar ızdırap olabiliyormuş.

 Gitmeden Venedik için harita üzerinde işaretlediğimiz yerler ve aldığım kısa notlara da aşağıda yer veriyorum.

SıraKonumlar
1Hotel Sant’Antonin
2Ahlar Köprüsü
3Palazzo Ducale
4Aziz Mark'ın Çan Kulesi
5San Marco Bazilikası
6Rialto Köprüsü
7Venice | Fondaco Dei Tedeschi by DFS
8Libreria Acqua Alta
9Rialto Market
10Fondaco dei Turchi
11Accademia Köprüsü
12Santa Maria della Salute Bazilikası
13Venedik Tersanesi

San Marco Bazilikası ve San Marco Meydanı

Haritada beş numaralı yer. Venedik’ten bahsederken Venedik tarihi için çok önemli  bir isim olan San Marco (Aziz Markos) bahsetmeden olmaz. Markos hristiyan dünyasının önde gelen din adamı olup hristiyanlığı Mısır’ın İskenderiye şehrine getiren kişi olarak biliniyor. Öyle ki İskenderiye Kilisesini kurup patrikliğini de yapan Markos İskenderiye’de ölmüş. Ayrıca Markos’un yaşadığı dönemde henüz Venedik’in kurulduğu yerler çamurluk ve yerleşimin çok seyrek olduğu alanlarmış.

Efsaneye göre Markos bir gün Adriyatik kıyısında bulunan Aquileia şehrinden Venedik’e doğru yola çıkmışken teknesi fırtınaya yakalanmış ve ilahi bir rüzgar tekneyi bir çamurluğun üzerine çıkarmış. Ardından Tanrının gönderdiği bir melek gelerek Markos’a  Hristiyanların bir gün bu çamurlukları ıslah edeceklerini ve üzerinde Markos’ un bedenini muhafaza edecekleri şehir kuracaklarını iletmiş.

Sonrasında o çamurluklara şehir (Venedik) kurulmuş kurulmasına da Markos’un mezarı İskenderiye’de kalmış. Bunun üzerine iki Venedikli tüccar Markos’un mezarını kazıp kemiklerini Venedik’e kaçırmışlar. Venedik’te bu kalıntıları muhafaza etmek için kutsal emanet sandığı inşa edilmiş ve yapı sonrasında San Marco Bazilikasına dönüştürülmüş. Fakat 11. Yy da çıkan yangın bazilikayı yerle bir etmiş ve her şey yanmış. Bazilikanın yeniden inşa edilmesinin ardından yapılan açılış töreninde sütunlardan biri çatırdamaya başlamış ve Markos’ un tamamen korunmuş vücudu ortaya çıkmış. Meğerse ceset yangında zarar görmemiş sadece yer değiştirmiş. (Yanmaz kefen hikayesini hatırlattı)

Bazilika kendisiyle aynı adı taşıyan San Marco meydanında yer alıyor. Biz vardığımızda çok sıra olmamakla birlikte turizm sezonunun da çok sıra olduğunuz ve uzun süre beklenilmesi gerektiğini öğrendik.

Aziz Mark’ın Çan Kulesi:  Haritada dört numaralı yer. San Marco meydanında yer alan bir diğer eser olan kule şehrin simge yapılanlarından olup 9. Yy da savunma amaçlı yapılmış ve çeşitli dönemlerde restore edilmiş. Ayrıca 1902 yılında çökmüş ve sonrasında yeniden yapılmış. Günümüzde Venedik şehrinin çamurluk üzerine inşat edilmesinden ve sel baskınlarından dolayı temelinin zarar görmesi engellemek için kulenin temelinde özel çalışmalar yapılarak sensörler yerleştirilmiş ve temeldeki hareketlilik herhangi bir olumsuzluğa karşı sürekli izleniyormuş.

Rialto Köprüsü: Haritada 6 numara ile işaretli yer. Rialto köprüsü şehrin simge yapılarından  ve en turistik mekanlarından. Büyük kanal üzerinde yer alan ve muhteşem manzara sunan köprünün Venedik tarihinde önemli yeri var. Köprü ilk olarak 12. Yy. ahşaptan yapılmış ve yapıldığı dönem ismi farklıymış. Sonrasında birkaç kez restore edilen köprü zaman içerisinde şehrin pazar yerine ve ticaret bölgesine ulaşım için merkezi bir bağlantı noktası haline gelmesi nedeniyle oldukça popüler olmuş. Ahşaptan yapıldığı dönemlerde  Birkaç kez çöken ahşap köprünün yerine 16 yy. da taş köprü yapılmış ve üzerlerine dükkanlar inşa edilmiş. Köprünün temeli yumuşak toprakta kaldığından destek amacıyla 12.000 tane kazık yer alıyormuş.

Bugün köprünün üzerinde turistik eşya satan dükkanlar yer alıyor. Ayrıca köprüdeki taşların altından şehrin mekanik tesisatı için gerekli borular geçiyormuş. Dolayısıyla büyük kanal üzerinde dört adet köprü yer alsa da Rialto köprüsünün yeri turistler ve Venedikliler için ayrı.

 Venice | Fondaco Dei Tedeschi: Rialto köprüsünün başında yer alan AVM. Tarihi bir mekan içerisinde yer alan AVM’nin terasına (randevu almanız gerekiyormuş) çıkıp büyük kanalın panaromik manzarasını izleyebilirsiniz.

Rialto Market: Köprüye yaklaşık beş dakika yürüme mesafesinde yer alan Pazar tarihsel olarak Venedikliler için önemli olsa da günümüzde son derece küçük ve sınırlı ürünün satıldığı yere dönüşmüş. Bize pek hitap etmedi.

Fondaco dei Turchi (Türk hanı): Haritada  7 numara ile işaretli yer. Günümüzde doğa tarihi müzesi olarak kullanılsa ve turistler açısından popüler bir mekan olmasa da bizim tarihimiz açısından önemli bir mekan. Yapının Türk hanı olarak adlandırılmasının nedeni 1600 lü yılların başından 1800’lü yılların ortalarına kadar 217 yıl Osmanlı tüccarlarına tahsis edilmesinden kaynaklanıyormuş.

15. Yy ilk çeyreğinde Osmanlı ile Venedik arasındaki savaşlar sonunda yapılan antlaşmalarda her iki devletin tüccarlarına serbestçe ticaret yapma hakkı tanınmış ve bu kapsamda Türk tüccarlar Venedik’e ticaret için gitmişler ve ilk gittikleri dönemlerde şehrin farklı bölgelerinde ikamet ediyorlarmış. Fakat zaman içerisinde Venedik Osmanlı ilişkilerindeki gerginlikler, din, dil vb. sebeplerle yerli halkla aralarında sorunlar baş gösterdiği için bir nevi gözetim altına alınmaları maksadıyla Türk tüccarlar büyük kanalın kıyısında Fondaco dei Turchi’de toplanmışlar ve giriş çıkış saatlerinden, içeriye sokabilecekleri eşyalara kadar denetim altına alınmışlar. Türk hanı hakkında daha detaylı bilgi için (https://belleten.gov.tr/tam-metin/3139/tur) okunabilir.

Yapı büyük kanala sınır olduğundan karşısında bulunan San Marcuola İstasyonundan yapıyı izleyip fotoğrafını çekebilirsiniz.

Libreria Acqua Alta : Haritada 8 numara ile işaretli yer olup turistlerin uğrak mekanlarından olan kitapçı. İçerisinde kitaplardan yapılmış fotoğraf çekilecek bir köşe olduğu gibi aynı zamanda bir ucu kanala çıktığından çıkışa park edilen gondol içerisinde fotoğraf çektirilebiliyormuş. Fakat şuan gondol kanal içerisinde yer almıyor. Kitapçıda farklı dillere ait çok sayıda kitap mevcut.

Son olarak şayet şehrin nimeti mi laneti mi olduğuna karar veremediğim turist akınlarının nispeten sakin olduğu bir dönemde gitme imkanınız olursa Venedik’in  dünyada eşi benzeri olmayan, bir masaldaymışçasına gezebileceğiniz  mutlaka görülmesi gereken muhteşem bir şehir olduğunu söyleyebilirim.

 

 

You may also like

Yorum Bırakın