Afetin yaralarının sarılması için düzenlenen yardım programlarını izlerken ekranda söylenen bağış tutarlarını duydukça içinizden bu kadar bağış yaptığına göre acaba ne kadar kazanıyor ve ne kadar vergi veriyor düşüncesi geçmiştir. Benzer soruları hafta sonu dışarıya çıktığınızda gördüğünüz lüks araçlar karşısında ya da internetten ev ararken karşılaştığınız fiyatlar karşısında da düşünmüşsünüzdür. Bu insanlar bu paraları nereden buluyor, vergisini veriyor mu?
Vergilemede adaletsizliğin yaygınlaştığı, toplanan vergilerin sürekli olarak toplumun belirli kesimlerinin omuzlarına yüklendiği düşüncesi yaygınlaştığında vergiye karşı direnme başlar. Ayrıca bizim gibi maliyecilerle yapılan sohbetlerde de “siz de işinizi doğru düzgün yapmıyorsunuz” mesajı içeren anılar paylaşılır.
Bu yüzden geçmişten günümüze vergi inceleme elemanlarının yukarıda yer verdiğim üzere malvarlıkları/harcamaları ile beyan ettikleri kazançları uyumsuz olan mükellefleri inceleyerek malvarlığı/harcamanın kaynağını sorma, tatmin edici açıklama yapılmadığı durumda da ceza kesme yetkisi olup olmadığı konularında paylaşımda bulunmak istiyorum.
Baştan söylemek gerekir ki dünyada benzer uygulamalar olmakla birlikte günümüzde ülkemiz vergi mevzuatın da yukarıda söz edilen şekilde araştırmaya imkan veren düzenlemeler olmadığı için vergi inceleme elemanlarının böyle bir yetkisi yoktur.
Peki cumhuriyet tarihinde buna benzer uygulamalar olmuş mudur veya bundan sonra böyle düzenlemeler olabilir mi? Geçmişte bu konudaki ilk girişim servet beyanı incelemeleri ile olmuştur. Sonrasında hayat standardı müessesi uygulanmış yine 1995 ile 2003 yılları arasında yürürlükte kalmakla birlikte uygulaması çok sınırlı olan özel kıyas metodu düzenlemesi yapılmış son olarak da kamuoyunda mali milat/nereden buldun yasası olarak bilinen yasa ile bu girişimde bulunulmuştur.
Bu kapsamda ilk yazımda 1960 ve 1984 yılları arasında uygulanan Servet Beyanı müessesini ele alacağım. İkinci yazımda 1990 yıllarda uygulanan hayat standardı müessesini, üçüncü yazımda 1995 yılında yürürlüğe giren özel kıyas metodunu (VUK Mad. 30/7) son olarak da 1990 yılların sonunda uygulanmak istenen fakat uygulama imkanı bulamayan, mali milat olarak bilinen 4369 sayılı yasayı ele almayı planlıyorum.
Servet beyanı müessesesi gelirle servet arasındaki ilişkiden hareketle bir takvim yılı içerisinde servette meydana gelen artışın aynı takvim yılı içerisinde beyan edilen gelirle karşılaştırılması amacıyla oluşturulan oto kontrol müessesi olarak tanımlanabilir.
Uygulamanın kısaca tarihçesine bakıldığında 1960 yılında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 114-115 ve 116 maddelerinde düzenlenerek hukukumuza girmiştir. Yaklaşık 20 yıl uygulandıktan sonra 18.04.1984 tarih ve 295 sayılı yasayla (4. Mad.) kaldırılmıştır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki her ne kadar 1960 yılında hukukumuza girmiş olsa da gelir vergisi kanunun geçici 9. Maddesiyle 1961 ve 1962 yıllarına ilişkin özel düzenlemeler yapılmıştır. Yine 1960 yılında kabul edilen 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu öncesi yürürlükte olan 03.06.1949 tarihli 5421 sayılı Gelir Vergisi Kanunu tasarısında da servet beyanı yer almış fakat mükellefler nezdinde tedirginliğe ve tepkiye yol açacağı gerekçesiyle yasalaşamamıştır.
Servet beyanının düzenlendiği maddelerin detaylarına bakmak gerekirse;
- madde de beyanda bulunacaklar sayılmış olup bunlar gelir vergisi beyannamelerinde servet beyanını bildirmeye mecburdurlar. Bildirimi yalnızca tam mükellef gerçek kişi olan mükellefler yapacak olup bunlardan da gelirleri gayrimenkul sermaye iradı, ücret, götürü usulde tespit edilen ticari, zirai veya meslekî kazançlardan ibaret olanlar bildirimde bulunmayacaktır
- maddesinde beyanın esası düzenlenmiş olup buna göre bildirilen veya maddi delillere dayanılarak tespit edilen servetin değeri bir önceki yıl beyannamesinde gösterilen veya tespit edilen servetin değerinden fazla olursa ve bu fazlalık iki beyanname arasındaki süre içinde beyan olunan gelir toplamını aşarsa, aşan miktar beyannamenin içerdiği dönem içerisinde elde edilmiş ve vergisi ödenmemiş sayılacaktır. Bununla birlikte aradaki fark için mükellefe ceza kesilmeyeceği de hüküm altına alınmıştır.
- maddede beyan edilecek servet unsurları iki grup halinde düzenlenmiştir. Birinci gruba; ticari, sınai, zirai ve mesleki servet unsurları dahildir. Bunlar:
– Ticari, sınai, zirai ve mesleki işlere ve işletmelere dahil mevcutlar, alacaklar ve borçlar ile,
– Ortaklık ve iştirak hisseleridir.
İkinci grupta ise birinci grup servet unsurları dışında kalan
Gayrimenkul mallar ile gayrimenkul olarak tescil edilen haklar,
– Esham ve tahvilat,
– Mevduat kabul eden müesseselerdeki para mevcudu,
– Mevduat dışındaki para mevcudu,
– Sikke ve külçe halindeki altın ve diğer kıymetli madenler mevcudu
– Mücevherat, kara, hava ve deniz taşıma vasıtaları,
– Alacaklar ve – Borçlar girmektedir.
Uygulama ilk yılından itibaren kendisinden beklenen otokontrol fonksiyonunu yerine getirmiş ve önceki yıla göre beyan edilen gelirde önemli artış sağlanmıştır.
Servet beyanı uygulanmaya başladıktan sonra uygulamaya yönelik eleştiriler artmaya başlamış ve pek çok tartışmaya konu olmuştur. Uygulamaya karşı çıkanların görüşleri özetle aşağıdaki gibidir.
- Servet beyanı müessesi servet vergisinin ön adımıdır.
- Servet beyanı ile mükellefleri mahremiyetine girilmektedir.
- Servet beyanı uygulaması nedeniyle servetler yurtdışına kaçırılacaktır.
- Uygulama nedeniyle mükellefler servetlerini gizleme yoluna gidecek dolayısıyla kayıt dışına kayan bu servetler nedeniyle ekonomimiz zarar görecektir.
Uygulamayı savunanların görüşleriyse özet olarak aşağıdaki gibidir.
- Servet beyanı uygulaması vergi sisteminin belkemiği olup bu ve benzeri uygulamalar olmadan vergilendirilmede adaletten bahsedilemez.
- Servet beyanı uygulaması kayıtlı ekonominin kayıt dışına çıkmasını engellemede en önemli araçtır ( DPT Kayıt Dışı Ekonomi Özel İhtisas Raporu,2001, syf:4 )
- Servet beyanı müessesi servet vergisinin ön adımı olmadığı gibi servet vergisi ülkemize uygun bir vergi değildir.
- Devletin mükelleflerin mahrem bilgilerine erişiminin tek yolu servet beyanı değildir. Devlet pek çok farklı yolla bu imkana sahip olduğu gibi bu uygulamanın yasal dayanağı da mevcuttur.
- Dönemin sermaye hareketleri dikkate alındığında yalnızca servet beyanı uygulaması nedeniyle sermayenin yurt dışına kaçırılması mükellefler açısından makul değildir.
- Dönemin şartlarında servetlerin sürekli olarak ekonomi dışında tutulması mümkün değildir.
Netice itibariyle servet beyanı uygulaması 18.04.1984 tarih ve 295 sayılı yasayla (4. Mad.) uygulamadan beklenen neticenin elde edilemediği gerekçesiyle kaldırılmıştır. Peki uygulamadan beklenen netice gerçekten elde edilememiş midir? Bu sorunun cevabı için servet beyanı uygulamasının kaldırıldığı kanun maddesi üzerine TBMM’ de yapılan görüşmelere bakılması gerekmektedir.
Servet beyanı esasının kaldırılmasına ilişkin maddenin gerekçesinde “ Gelir varsayımına dayanan bu müessese 20 yılı aşkın uygulama sonucunda vergi hasılatını artırma yönündeki otokontrol görevini gereği gibi yerine getirememiştir” şeklinde açıklama yapılmıştır.
Kanun tasarısının Meclis aşamasında Maliye Bakanlığına sorulan servet beyanı uygulamasıyla son yıllarda ne kadar vergi toplanmıştır sorusuna verilen cevapta “bu yoldan toplanan vergi gelir vergisi cinsinden bütçeye girdiğinden toplam gelir vergisi hasılatının ne kadarının servet beyanından olduğunu hesaplayamıyoruz” şeklindedir. ( TBMM Tutanak Dergisi;17. Dönem 3. Cilt 53. Birleşim syd. 309 )
Konuya ilişkin dönemin Maliye Bakanı; bu müessesenin doğrudan geliri kavramadığını kontrol etmek gerektiğini fakat 1.7 milyon gelir vergisi mükellefi olmasına karşın 1700 inceleme elemanı bulunduğunu, inceleme oranlarının %1 olduğunu dolayısıyla yeterince inceleme yapılamadığı için beklenen verimin sağlanamadığını beyan etmiş bununla birlikte servet beyanı incelemesi ile bulunan matrah farkı için inceleme raporlarının tek tek ayıklanması gerektiğini ellerinde net bilgi olmadığını da eklemiştir. Bakan bey ayrıca uygulamada yaşanan sorunlara dikkat çekerek bu müessesenin mükelleflere ağır yük getirdiğini savunmuştur. Netice itibariyle servet beyanı uygulaması 1984 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.
Son olarak servet beyanı uygulaması yeniden gelebilir mi? Servet Beyanı bildirimi gibi uygulamaların vergilendirmede, kayıt dışı ekonomi ile mücadelede olmazsa olmaz müesseseler olduğunu düşünmekle birlikte yeniden gelebileceği konusunda son derece umutsuzum.
Bunun nedeni uygulamanın ilk gündeme geldiği 1950 li yıllarda dahi yasalaşma imkanı bulamaması, hukukumuza girdiği dönemin ( darbe devri ) özel şartları, uygulamanın yürürlükte olduğu dönemlerde ekonomimizdeki sermaye hareketlerinin durumu, ekonominin dışa açıklığı, servetlerin saklama biçimlerinin zaman içerisinde değişmesi ve her şeyden önce çıkar gruplarının bu konudaki etkinlikleridir.
Yararlanılan Kaynaklar
- Halis Kalmış ve Burcu Yılmaz; Vergi Kayıp Ve Kaçaklarını Önlemede Bir Çözüm Önerisi: Servetlerin Beyanı Ve İzlenmesi; Maliye Sempozyumu (http://www.maliyesempozyumu.org/wp-content/uploads/2017/10/Maliye-Sempozyumu_19_895_907.pdf)
- Hakkı Musaballı, Gelir Vergisinde Servet Beyanı; Maliye Araştırma Merkezi Konferansları 0 (2012 )
- Yusuf Ziya Taşkan; Vergi Matrahının Belirlenmesinde Özel Kıyaslama Yöntemi; Doktora Tezi;İstanbul Üniversitesi 1999
- Hakan Ay; Vergi Politikalarının Uygulanmasında Ekonomik Çıkar Gruplarının Rolü Türkiye Örneği; Doktora Tezi; Dokuz Eylül Üniversitesi; 1996
- Devlet Planlama Teşkilatı, Kayıtdışı Ekonomi İle Mücade Özel İhtisas Raporu;2001
- TBMM Kanun ve Karar Bilgi Sistemi

1 Yorum
[…] Nereden Buldun Yasası-1 (Servet Beyanı) (https://www.tahacakir.com/2023/03/05/nereden-buldun-yasasi-1/) […]