Vergi müfettişliği mesleği üzerine kaleme aldığım yazı dizisinin ilk bölümünde meslek tünelinde yaşanan dönüşümü, ikinci bölümünde müfettiş–mükellef ilişkisinin geçirdiği yapısal değişimi, üçüncü bölümünde ise müfettiş–piyasa ilişkisinin tarihsel arka planını ele almıştım. Bu yazıda amacım, müfettiş–piyasa ilişkisinin bugün aldığı hâli; Yeminli Mali Müşavirlik müessesesi, sermaye türleri ve yeni kuşak müfettişlerin karşı karşıya kaldığı yapısal sınırlılıklar üzerinden değerlendirmektir.
Önceki yazılarımda vurguladığım üzere, vergi müfettişliğini diğer kamu denetim mesleklerinden ayıran temel hususlardan biri, vergiciliğin her dönemde piyasa açısından karşılığı olan bir uzmanlık alanı olmasıdır. Ancak bu karşılık da, diğer alanlara benzer biçimde bir dönüşüm geçirmekte ve geçmişte statü elitliği üzerinden işleyen yapı, giderek daha fazla rekabet, görünürlük ve sermaye birikimi gerektiren bir yapıya evrilmektedir.
Statü Elitliğinden Rekabetçi Piyasa İlişkisine
Geçmişte vergi inceleme elemanlarının özel sektöre geçişi, büyük ölçüde statü elitliği üzerinden anlamlandırılmakta; Yeminli Mali Müşavirlik müessesinin ortaya çıkışına kadar olan dönemde, kamudan özel sektöre yönelen bu geçişlerin temelinde, camdan bir evde oturan işadamları açısından, kamuda sınırlı ve nitelikli bir yapı içerisinde yetişmiş, “statü eliti” olarak görülen yöneticilere duyulan ihtiyaç bulunmaktaydı.
Nitekim hem Maliye müfettişliği hem de Hesap Uzmanlığı yapmış, aynı zamanda usta bir edebiyatçı olan Erhan Bener de; özellikle müsteşar, genel müdür gibi üst düzey idari görevlerde bulunmuş bürokratların, danışmanlık şirketlerinin ve holding yapılanmalarının yaygınlaşmasıyla birlikte özel sektöre “koordinatör” sıfatıyla geçtiklerine dikkat çekmektedir.
Bener, bu süreci, “Burada söz konusu olan, sanırım, özel sektör ile devlet ilişkilerinin koordine edilmesidir daha çok” sözleriyle ifade etmektedir. (Bener, Erhan, 2016, Bürokratlar, İstanbul: Everest Yayınları).
3568 sayılı Kanun’la Yeminli Mali Müşavirlik müessesesinin kurulmasıyla, denetim elemanlarının piyasa ile ilişkileri de dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Statü elitliğinin hâlen belirleyici olduğu bu dönemin ürünü olarak, denetim elemanlarına tanınan sınavsız YMM olma imkânı, kamudan özel sektöre geçişi hem sistematik hem de yaygın hâle getirmiştir.
Zaman içerisinde sınavsız geçişlerin sona ermesi, ardından Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının kurulmasıyla başlayan statü elitliğinin çözülmesi ve mesleğin demografik olarak genişlemesiyle birlikte, müfettiş–piyasa ilişkisi de niteliksel bir dönüşüm geçirmiştir. Bugün gelinen noktada vergi müfettişleri açısından özel sektöre çıkış, salt statüye dayalı bir geçiş hattı olmaktan çıkarak; rekabet, ilişki ağı ve sosyal sermaye dinamikleri üzerinden şekillenmeye başlamıştır. Bu dönüşüm özellikle, mesleğin demografik olarak genişlemesi ve on yıldan fazla kıdeme sahip müfettiş sayısının artmasıyla, günümüzde çok daha görünür hâle gelmiştir.
Yeminli Mali Müşavirlikte Piyasa Mantığı ve Sermaye Türleri
Şöyle ki, Yeminli Mali Müşavirliğin meslek yemininde de (3568 sayılı Kanun’un 11’inci maddesi) ifade edildiği üzere mesleğin “kamu hizmeti” niteliği taşımasının yanı sıra “serbest meslek” olarak icra edilmesi; YMM’yi sürekli olarak mükellef bulma ve mükellefle ilişkiyi sürdürme pratiğiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Diğer taraftan, mesleğin karşılıklı güven gerektiren yapısı nedeniyle mükellef edinimi, büyük ölçüde tanışıklık ve referans yoluyla gerçekleşmektedir.
Bu durum, YMM’nin yalnızca teknik bilgi ve mevzuat hâkimiyetine değil; mükellef ilişkisini kurma ve sürdürme kapasitesi bakımından ilişki ağı, itibar ve temsil gücü gibi hukuk-dışı sermaye biçimlerine de sahip olmasını zorunlu kılmaktadır. Söz konusu sermaye türlerinin hangi koşullarda ve ne ölçüde devreye sokulduğu ise, YMM’ler arasındaki meslek içi tabakalaşmanın temel belirleyicilerinden biri hâline gelmektedir.
YMM’lerin meslek içi güzergâhları ve mesleki tatmin düzeyleri, büyük ölçüde bu sermaye türlerinin devreye sokulması sonucu ulaşılabilen mükelleflerin tasdik, danışmanlık ve vergi idaresiyle yürütülen süreçlere ilişkin ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda şekillenmektedir. Bu çerçevede mesleğin sağladığı maddi, manevi ve simgesel kazanımlar da farklılaşmaktadır.
Statü elitliğinin belirleyici olduğu dönemlerde, YMM’ler açısından mükellef ediniminin olmazsa olmaz şartı olan güven ilişkisinin kurulmasının görece daha kolay olduğu; buna karşılık günümüzde, kurumsal yapıda meydana gelen dönüşümle birlikte güç ve yetkinin müfettişten Kurul Başkanlığı bünyesine doğru merkezîleşmesi ve demografik genişleme sonucunda rekabetin ve sermaye gereksiniminin arttığı, dolayısıyla sürecin daha zahmetli bir nitelik kazandığı söylenebilir.
Konuyu somutlaştırmak gerekirse, Mehmet Demir’in 2004 tarihli Yeminli Mali Müşavirlerin Ekonomik Sisteme Katkısı, Mesleki Sorunları ve Çözüm Önerileri başlıklı doktora tezinde; YMM mesleğini fiilen icra edenler arasında yürütülen araştırmaya katılanların (özellikle maliye kökenli olmayan YMM’ler arasında) maliye kökenli YMM’ler tarafından tasdik edilen defterlerin vergi incelemesine konu edilmeyeceği yönünde bir kanaate sahip oldukları tespit edilmiştir.
Söz konusu dönemlerde incelenecek mükelleflerin, bugün olduğu gibi merkezî bir sistem tarafından belirlenmediği; turneye giden denetim elemanlarının turne mahallindeki mükellefler arasından uygun gördüklerini incelemeye aldığı dikkate alındığında, bu kanaatin gerekçesi anlaşılabilir (bu durum söz konusu kanaate katıldığım anlamına gelmemektedir.)
Büro Sermayesi, Güven Krizi ve Yeni Stratejiler

Günümüzde güven ilişkisinin kurulmasının güçleşmesi, meslek içinde ve dışında tanınırlık ile görünürlüğü daha belirleyici hâle getirmiştir. Sosyal sermaye birikiminin zayıf olması durumunda ise, özel sektöre çıkışların zorlaştığı; bağımsız YMM’lik yerine bağımlı çalışma gibi alternatif kariyer yollarının öne çıktığı görülmektedir.
Özel sektöre çıkmak isteyen bir müfettişin sosyal sermayesinin nasıl gelişeceğine ilişkin nesnel ve kurumsallaşmış bir mekanizma bulunmamaktadır. Kamuda edinilen deneyim sürecinde kazanılan sosyal sermayenin, sosyal köken ve meslek dışı sosyalleşme kanallarıyla birleşerek meslek içi sosyal sermayeye dönüştürülmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan sosyal sermaye referansı, mükellefle ilk temas anında Yeminli Mali Müşavirin kuracağı iki yönlü güven ilişkisi açısından gerekli ancak tek başına yeterli olmayan bir başlangıç noktasıdır. Bu aşamada sosyal sermayenin, mükellefle yürütülen görüşme sürecinde saygınlık, itimat ve güven unsurları üzerinden mesleki simgesel sermayeye dönüşmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm sürecinde de büro sermayesinin belirleyici etkisi ortaya çıkmaktadır.
Bu büro sermayesi meselesinin bir ölçüde çetrefilli olduğunu da belirtmek gerekir. Mesleğe aşina olanların bildiği üzere, kanunen, YMM’lerin defter tutma yetkileri bulunmamakta; keza hizmet verdikleri mükelleflerin diğer hizmetlerine (bağımsız denetim, dava takibi vb.) ilişkin olarak da belirli sınırlamalar öngörülmektedir
Bununla birlikte uygulamada, belirli bir büyüklüğün üzerindeki YMM büroları tarafından, ilişkili şirketler aracılığıyla hizmet verilen mükelleflerin defterlerinin tutulması, bağımsız denetim hizmeti sunulması ve hatta gerektiğinde avukatlık hizmetini de içerecek şekilde paket hizmet verilmesi, son derece yaygındır. Bu durumun ortaya çıkmasında; hizmetlerin birbirleriyle ilişkili olması, güven esasının belirleyiciliği, yıkıcı rekabet ortamı, denetim kültüründeki eksiklikler ve mükelleflerin tek muhatap talebi etkili olmaktadır.
Özel sektöre yönelmek isteyen müfettişler, sosyal, büro ve simgesel sermaye bakımından kümülatif bir dezavantaj ile karşı karşıya kaldıklarından, rekabetçi bir meslek ortamında bu dezavantajı telafi edebilmek amacıyla farklı yolları denemek durumunda kalmaktadır.
Bu çerçevede söz konusu dezavantajı aşmaya çalışan meslek mensuplarının, Instagram’dan LinkedIn’e uzanan çeşitli dijital platformları, mesleki kimliklerini gizlemeden ve çoğu zaman yoğun mesleki içerik üretimi yoluyla, görünürlük ve tanınırlıklarını artırmanın bir aracı olarak kullandıkları görülmektedir.
Ayrıca mesleğin demografik olarak genişlemesine paralel biçimde, önceki dönemlerden farklı olarak müfettişlerin yalnızca sınırlı bir kısmının özel sektöre geçişten önce idari görevlerde bulunabildiği görülmektedir. Bu idari görevler sırasında edinilen sosyal sermaye, söz konusu gruptaki müfettişler açısından özel sektöre geçiş sürecinde ortaya çıkan yapısal dezavantajların telafi edilmesinde önemli bir işlev gördüğü söylenebilir. Nitekim bu gruba dâhil olanların bir kısmının, özel sektöre ayrıldıktan sonra da mesleki paylaşımlarında ve tanıtımlarında önceki idari unvanlarını (örneğin Eski Daire Başkanı, Eski Genel Müdür vb.) özellikle vurguladıkları; bu yolla sınırlı sosyal sermayeden kaynaklanan dezavantajı telafi etmeye çalıştıkları gözlemlenmektedir.
Netice itibarıyla, eski kuşaklar açısından kamuda kazanılan statü elitliği aracılığıyla sosyal ve simgesel sermayenin ekonomik sermayeye dönüştürülmesi mümkünken; günümüzde statü elitliğinin çözülmesi ve rekabet koşullarının ağırlaşması altında yeni kuşak müfettişler açısından bu süreç çok daha güç hâle gelmiştir. Bu bağlamda, sosyal ve büro sermayesine dayalı mesleki simgesel sermaye, günümüzde YMM’ler arasında belirgin bir meslek içi tabakalaşma vesilesi hâline gelmiştir.
Bu durumda da, özel sektöre yönelmek isteyen müfettişler ile sermaye birikimi sınırlı Yeminli Mali Müşavirlerin, sosyal, büro ve simgesel sermaye alanlarındaki dezavantajlarını görece düşük maliyetli ve erişimi kolay dijital mecralar üzerinden telafi etmeye yönelmeleri, gerçekçi bir hayatta kalma stratejisine karşılık gelmektedir.
Sermaye farklarını telafi etmenin tek yolu elbette sosyal medya değildir. Diploma ve ruhsatın özgül değerinin aşındığı günümüzde, Yeminli Mali Müşavirlerin ve özel sektöre yönelmek isteyen müfettişlerin hizmetlerine ihtiyaç ve talep doğuran ekonomik gelişmelerle uyumlu biçimde yeni beceriler edinmeleri gerekmektedir. Bu kapsamda; uluslararası sertifikasyonlar, yabancı dil, dijital araç ve programların etkin kullanımı yetkinlikler ile son yıllarda öne çıkan alanlarda hizmet sunabilme arayışı belirginleşmektedir.
Bununla birlikte, uzmanlaşma ne kadar derin ve gerçek olursa olsun, bu uzmanlığın tanınması, güven üretmesi ve fiilen iş getirmesi için yine simgesel sermayeye ihtiyaç duyulacağı açıktır. Bu noktada, kıdemlilerin meslek hayatları boyunca biriktirdikleri kazanımların bir tezahürü olarak ortaya çıkan büro sermayesi, kuşaklar arasındaki simgesel sermaye mücadelesinde önemli bir avantaj unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Yeni Kuşaklar Açısından Daralan Güzergâhlar
Özetle, geçmişte özel sektöre Yeminli Mali Müşavir olarak geçen müfettişlerin, dönemin koşulları itibarıyla ilave beceriler kazanmalarına gerek kalmaksızın yüksek kazanımlar elde edebilmeleri mümkünken; günümüzde hizmet verilen mükellef portföyünün eşitsiz biçimde dağılması nedeniyle, ruhsat dışında resmî ve düzenlenmiş bir beceriye sahip olmayan, sosyal ve simgesel sermaye açısından dezavantajlı bir başlangıç noktasında bulunan yeni kuşak YMM’ler açısından şartlar gittikçe zorlu hale gelmektedir. Tabii diğer taraftan, en az on yıllık tecrübeye sahip, Yeminli Mali Müşavirlik sınavlarını vermiş bir müfettişin; odacı, yoklamacı veya veri girişi yapan personelle özlük hakları ve mesleki itibar bakımından aynı kefeye konduğu günümüz koşullarında, yukarıda bahsedilen zorlukların hiçbir öneminin kalmadığı da açıktır.
