Deprem Vergileri -2

Yazar Taha ÇAKIR
5 dakika Okundu

İlk yazıda geçmiş uygulamalar üzerinden afet sonrası vergi alanında atılabileceğini düşündüğüm adımlar hakkında genel bir değerlendirme yapmış ve 1999 depremleri sonrasında deprem vergisi olarak bilinen 4481 sayılı Kanun hakkındaki  genel bilgileri paylaşmıştım.

Bu yazıda ise 4481 sayılı Kanunla getirilen düzenlemeler hakkında biraz daha ayrıntılı paylaşımda bulunacağım. İlk yazıda detaylı olarak belirttiğim üzere 17 Ağustos depreminden hemen sonra  Maliye Bakanlığınca hazırlanan kanun tasarısı Bakanlar Kurulunca 24.08.1999 tarihinde TBMM’ ye sunulmuş, 26.11.1999 tarihinde Mecliste kabul edilmiş ve aynı tarihte Cumhurbaşkanlığınca Resmi Gazetede  yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Tasarı 17 Ağustos depreminden sonra hazırlanıp meclise sunulmasına rağmen genel kurula ancak Kasım ayında getirildiği ve o tarihe kadar da Kasım Düzce depremi gerçekleştiğinden başlık  “17.8.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde …”  olarak değiştirilmiştir.

Tasarının gerekçesinden kamu gelirlerinin % 15’ini sağlayan bölgede meydana gelen deprem sonrası hayatın normale döndürülmesi için yeni finansman kaynaklarına ihtiyaç duyulduğu ve finansman kaynağı olarak da ek verginin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca gerekçede  kanunla getirilecek  yükümlülüklerin ekonomide ek yapısal sorun yaratmaması ve toplumsal dayanışmaya örnek olmasının  amaçlandığı belirtilmektedir.

Peki toplumsal dayanışmaya örnek olması amaçlanan tasarıda, mükelleflerden talep edilen ek fedakarlıklar toplumun bütün kesimlerinden adaletli bir şekilde talep edilmiş midir ? Bu sorunun cevabı için öncelikle tasarı ile getirilen düzenlemelerin detaylarına bakılması gerekmektedir.

Tasarı ile;

  • 1998 yılında beyan edilen gelir veya kurumlar vergisi matrahları ile bu yılda elde edilen ve belli miktarın üzerindeki ücretler, ( %10 ek vergi)
  • Bina, arsa ve araziler, ( Emlak Vergisi )
  • Motorlu taşıtlar, ( MTV)
  • Cep telefonları,(Özel İletişim Vergisi )

 Üzerinden  bir defalık ek vergi ödenmesi öngörülmektedir. Ayrıca Bakanlar Kuruluna akaryakıt tüketim vergisini %300 den %500 e artırma yetkisi öngörülmüştür.

Tasarının Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen halinde ise bir kısım değişiklik ve eklemeler yapılmış olup önemli olduğunu düşündüklerim  aşağıdaki gibidir.

  • Tasarının 2. Maddesinde yer alan ek gelir ve ek kurumlar vergisi oranı %10 dan % 5 e düşürülmüştür.
  • Tasarının 3. Maddesinde bir kısım fonlara tanınan muafiyetler kaldırılmıştır.
  • Tasarının ilk halinde 8. Maddede özel iletişim vergisinin abonelikler üzerinden  bir defaya mahsus alınması öngörülmüştür. Plan Bütçe Komisyonu aşamasında ise değişiklik yapılarak verginin geçici süreliğine hizmet bedelleri üzerinden alınması öngörülmüştür.
  • Tasarının 13. Maddesi değiştirilmiş, İMKB, RTÜK ve Rekabet Kurumunun  gelirlerinin bir kısmının belirli süreyle genel bütçeye aktarılması öngörülmüştür.

Tasarının genel kuruldaki görüşmeleri aşamasında da önemli değişiklikler yapılmış olup bu değişiklikler kısaca aşağıdaki gibidir.

  • Tasarının 9. Maddesi değiştirilerek geçici süreliğine uygulanmak üzere Özel İşlem Vergisi adıyla yeni vergi konulmuştur.
  • Tasarıya eklenen 16. Madde ile 1999 tarihinden önce ihraç edilmiş devlet tahvillerinin (Özel tertip devlet tahvilleri ile döviz cinsinden olanlar hariç ) vergilendirilmesi öngörülmüştür.
  • Bankalarca depremzedelere verilecek kredilerde BSMV ve damga vergisi istisnası getirilmiştir.

Tasarı değişiklikler sonrası TBMM’ de kabul edilerek yasalaşmış ve aynı gün yürürlüğe girmiştir. Tabi ki sonrasında kamuoyunda çokça tartışıldığı üzere geçici süreliğine konan vergilerin (Özel İletişim Vergisi ) bir kısmı sürekli hale getirilmiş, yapılan tahsilatların bir kısmı tasarının amaç ve gerekçesine aykırı olarak afet yaralarının sarılması harici işlerde kullanılmıştır.

Bu yazının amacı yukarıda kısmen değinildiği üzere kanun tasarısının  TBMM’ye sunulduğu ilk haliyle Mecliste kabul edilerek yasalaşan hali arasındaki farklara da dikkat çekmek suretiyle, tasarının  gerekçesinde yer alan toplumsal dayanışmaya örnek olma vazifesini yerine getirip getirmediğini değerlendirmektir.

  • Öncelikle ek gelir ve ek kurumlar vergisinin bir önceki yılın (1998)  matrahları üzerinden alınması öngörülmüş olup bu durum geçmişe yönelik vergileme olduğundan vergi tekniği açısından  tartışmalıdır.
  • Ek gelir  ve ek kurumlar vergisinin geçmiş yıl beyannameleri üzerinden alınması öngörülmüştür. Bu durumda 1998 yılında gelirlerini kayıt dışı bıraktığı için beyanname vermeyenler bu verginin kapsamına girmemekte bir başka ifadeyle verginin mükellefi yalnızca gelirlerini beyan eden mükellefler olmaktadır.
  • Ek gelir  ve ek kurumlar vergisi  dolaysız vergiler olması nedeniyle her ne kadar  dolaylı vergilere göre daha adil olduğu düşünülse de kanunun 1. Maddesin de belirtildiği üzere bu verginin muhatapları rant geliri olarak nitelendirebileceğimiz menkul sermaye geliri elde eden ve beyanname vermek zorunda olmayanları (ücret geliri elde edenler hariç) kapsamamaktadır. Dolayısıyla bu durumun özellikle kanunun çıkarıldığı dönemde bütçenin önemli bir kısmının faiz ödemesine gittiği düşünüldüğünde adil olup olmadığı tartışmalıdır.
  • Ücretin kaynağı düşünüldüğünde her ne kadar belirli bir tutar vergiden istisna edilmiş olsa da, rant geliri elde edenlerin vergilendirilmediği dikkate alındığında örnek bir dayanışmadan söz etmek mümkün değildir.
  • Depremzedelerin kanundan muaf tutulmasına ilişkin düzenlemeler olumlu olmakla birlikte aksi bir girişimde bulunulması zaten mümkün değildir.
  • Tasarının ilk halinde yer almayan, genel kurulda görüşülmesi aşamasında eklenen tahvil faizlerinin vergilendirilmesine ilişkin hükümler tasarının amacına uygun olmakla birlikte
  • Tasarının mecliste görüşülmesi sırasında eklenen Özel İşlem Vergisi gibi mükellefin özel durumunu dikkate almayan dolaylı vergiler tasarının ruhuna terstir.
  • Akaryakıt tüketim vergisinin artırılmasına ilişkin Bakanlar Kuruluna verilen yetki dolaylı vergi olması dolayısıyla tasarının amacına terstir. Zira Bakanlar Kurulunun bu yetkiyi kullanması durumunda ki kullanmıştır,  depremzedeler de dahil olmak üzere toplumun her kesiminin ihtiyaç duyduğu ürün üzerinden daha fazla vergi alınacaktır.
  • Özel iletişim vergisi, her ne kadar cep telefonlarının o dönem bugünkü kadar yaygınlaşmadığı dikkate alınarak lüks ürün grubuna girdiği ve dolayısıyla verginin toplumsal adaleti zedeleyici olmadığı düşünülse de madde metni soru işaretleri barındırmaktadır. Konu hakkında genel kurulda milletvekillerinin konuşmalarından anlaşılanlara özet olarak aşağıda yer verilmiştir.

 Madde metninde verginin mükellefinin cep telefonu işletmecileri olduğu hüküm altına alınmıştır. Cep telefonu işletmecileri verdikleri hizmet üzerinden hesapladıkları vergiyi abonelerinden tahsil edip vergi dairesine yatıracaklardır.

Kanunun yürürlüğe girdiği dönemde ise cep telefonu işletmeci firma sayısı (Turkcell ve Telsim) iki tanedir. Söz konusu firmalar daha öncesinde devletle yaptıkları anlaşma gereği 400.000 abone için devlete  500 milyon dolar ödeme yapmışlardır. Ayrıca ek olarak her bir milyon yeni abone için de devlete 1 milyar dolar ek ödeme yapmaları gerekmektedir.

Fakat kanunun görüşüldüğü tarihte abone sayısı 6 milyonu geçmesine rağmen devlete ödenmesi gereken asgari 6 milyar dolar ( o dönem için Türk lirası karşılığı ortalama 3 katrilyon ) ödenmemiştir. Bu noktada aşağıda yer verilen kanun tasarısı ile toplanması hedeflenen vergilere ve gerçekleşme oranlarına tablo, ilgili şirketlerin devlete ödemeleri gereken rakamların büyüklüğüne ilişkin fikir verebilir.

 

* T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı 1990-2003 yılları yıllık bazlı konsolide bütçe istatistikleri (Konsolide Bütçe Gel. Hedef ve Gerçekleşmeleri Detay2 tablosundan hareketle hazırlanmıştır. )

Milletvekilleri, söz konusu şirketlerin sahip oldukları medya gücü sayesinde hükümetleri sıkıştırdıklarını, hükümetlerin de konunun üzerine gidememesi nedeniyle paraların tahsil edilemediğini, tasarıdaki bu madde ile de şirketlerce toplanacak verginin devletin kasasına girmeyeceğinden endişe ettiklerin beyan etmişlerdir.

Yukarıda yaptığım değerlendirmeleri toparlamak gerekirse tasarının başlığı, gerekçeleri her ne kadar toplumsal dayanışma, afet yaralarının sarılması gibi ulvi amaçlar barındırsa da detaylarına inildiğinde ve sonrasında yaşanılan gelişmelere bakıldığında hakkaniyet  ve adalet açısından herhangi bir vergi kanunundan çok da farklı olmadığı, toplumsal dayanışma açısından ancak ibretlik bir örnek olduğu değerlendirilmektedir.

Son olarak Plan Bütçe Komisyonu aşamasında tasarıyı hazırlayan Maliye Bakanlığının komisyona yapmış olduğu, kanun tasarısı ile bütçeye  beş yüz trilyon liralık ilave ödenek konulduğu, bütçenin açığının büyümesi halinde ekonomik hedeflere ulaşmanın mümkün olamayacağı dolayısıyla tasarının yasalaşmasının hayati önem taşıdığı şeklindeki ek açıklaması aslında bütün hikayeyi özetlemektedir.

 

 

 

 

 

You may also like

Yorum Bırakın